
İstanbul’un ilk gerçek brasserie’si La Brise, Asmalımescit’te hizmet vermeye baÅŸladı. Alt katta küçük bir de barı olan La Brise’de soÄŸan çorbasından ekÅŸi lahana çorbasına kadar bütün yemekler Fransız mutfağından seçilmiÅŸ..
![]()
Paris’in anlı ÅŸanlı lüks restoranlarından çok, ahÅŸap ağırlıklı duvarlarını aynaların, vitrayların süslediÄŸi, beyaz önlüklü garsonların beyaz örtülü masalara servis yaptıkları ‘brasserie’ adı verilen basit restoranlarını özlerim. Yazın masalar bu brasserie’lerin önüne, kaldırıma çıkarılır, müşteriler burada oturup yemeklerini yer, biralarını içer, ceplerinden çıkardıkları gazetelerini okur. Bu restoranlarda huzur vardır. Brasserie’nin kökeni, Fransızca ‘bira yapan’ anlamına, ‘brasseur’den geliyor. Paris’te ÅŸarabın ağırlıklı olduÄŸunu düşünenler için ilginç bir ayrıntı. Bunun nedeni, 1871′de Prusyalılar tarafından iÅŸgal edilen, Alman kültürünün ağırlıkta olduÄŸu Alsace bölgesinden kaçıp, Paris’e gelenlerin kendi yemek ve içki kültürlerini sürdürmek amacıyla farklı konseptte restoranlar açmaları… Bugün brasserie’lerin mönülerinde yer alan Almanların Sauerkraut, Fransızların ‘choucroute’ (ÅŸukrut) dedikleri ekÅŸi lahana yemeÄŸi ile zengin bira çeÅŸitleri iÅŸte bundan kaynaklanıyor. Ne yazık ki son yıllarda bizde yemek mekânlarına isim vermede tam bir kargaÅŸa yaÅŸanıyor. ‘Brasserie’ adıyla açılanlar, bu isme uygun olmadıkları gibi, nice kafe aslında restoran, restoranların bir bölümü de kafe olarak hizmet veriyor. Çok yeni, bundan yaklaşık iki hafta önce, Asmalımescit’te sessiz sedasız, İstanbul’un ilk gerçek brasserie’si açıldı. Adı La Brise. Fransızca ‘esinti’ anlamına geliyormuÅŸ. 50, en fazla 60 kiÅŸilik; tasarımında bol ahÅŸap kullanılmış, duvarlarını büyük aynaların kapladığı küçük ve sevimli bir mekân. İster dışarıdaki ayrı bir giriÅŸten, isterseniz brasserie’yi terk etmeden, alt katta, tuvaletlerin bulunduÄŸu koridordaki merdivenlerden çıkarak ulaÅŸacağınız küçük bir de barı var. Bence burası İstanbul’un en sevimli barı. En ince ayrıntılarına kadar özenilerek ‘art nouveau’ tarzında tasarlanmış olan barın üzerini iri pirinç abajurlar süslüyor.
TAVUK CİĞERİ PATE DE VAR
Biz yine brasserie’ye dönelim. Mönüde bütün hakiki brasserie’lerde olduÄŸu gibi makarnalar, pizzalar yok. YeÅŸil salata ve köftesinin 220 gram ağırlıkta olduÄŸu belirtilmiÅŸ hamburger gibi bütün ülkelerin ortak iki yemeÄŸi dışında tüm çeÅŸitlerin Fransız kökenli olduÄŸunu görüyorsunuz. Ve yine bütün brasserie’lerde olduÄŸu gibi, mönü kalabalık deÄŸil. Az ve öz çeÅŸit yer alıyor. Geleneksel soÄŸan çorbası ile baÅŸlıyor baÅŸlangıçlar listesi… Salatalardan Nisuaz, yeÅŸil, bonfileli ve tarhunlu olanlar var. Bunları yengeç, somon havyarı ve taramanın yer aldığı bir özel tabak, karamelize soÄŸan ve keçi peyniri tartaletleri, tavuk ciÄŸeri pate gibi çeÅŸitler izliyor. Ana yemekler bölümündeki ilk spesiyalite ise geleneksel ekÅŸi lahana yemeÄŸi, ÅŸukrut. Marmara’dan çıkarılanların saÄŸlık denetiminin olmaması nedeniyle ithal Norveç midyesi ile yapılan tencerede ÅŸarap soslu midye, ‘moules marinieres’ ise sadece hafta sonları hazırlanıyor. Limon ile marine edilmiÅŸ, enginar kalbi ve tarhunlu olmak üzere iki çeÅŸit piliç ile bıldırcın gibi kanatlılar, nane soslu kuzu pirzolası, ızgara bonfile, pepper steak, 350-400 gramlık ızgara kontrfile gibi klasik etlerin yanı sıra kızarmış patates ile sunulan steak tartar ve baÅŸta belirttiÄŸim hamburger, dikkati çekenler. Mönünün tek balığı, safran sosu ve dereotu pesto’lu ızgara somon… SoÄŸan çorbası karamelleÅŸtirilerek kısık ateÅŸte uzun sürede piÅŸirilmiÅŸti, nefisti. Yanında biraz marmelatla sunulan kaz ciÄŸeri pate de ancak bu kadar iyi yapılabilirdi. Keçi peynirleri ve karamelleÅŸmiÅŸ soÄŸan doldurulmuÅŸ tartaletler de taptaze, kıtır kıtırdı. Ana yemeklerden arkadaÅŸlarımın ısmarladıkları enginarlı, tarhun soslu piliç çok hafif ve lezzetliydi. SoÄŸan marmelatlı dana ciÄŸeri, ciÄŸer sevmeyenlerin bile aklını çelecek kadar nefisti. Hiç yaÄŸ ve siniri olmayan çiÄŸ sığır etinden yumurta ve hafif baharatlarla yoÄŸrularak hazırlanan steak tartar, bugüne dek İstanbul’da yediklerimin en mükemmeliydi. Yemeklerin yanında servis edilen patates kızartması ise ÅŸefin kendi yapımıydı; malzemesi dondurulmuÅŸ olarak gelmiyordu. Tatlıları paylaÅŸtık. Bizde çok ince doÄŸranmış elmalar, hamurun üzerine yerleÅŸtirilir ve bunlar fırında kaskatı kesilmiÅŸ olarak servis edilir. Burada ise kocaman bir mayhoÅŸ elma dilimi incecik hamur ile çok hoÅŸ bir uyum saÄŸlıyor, tartın bu ana maddesi kıvamı ve tüm aromalarıyla damağı okÅŸuyor. Åžefin bizzat hamurunu taze taze açtığı, kreması rom ile tatlandırılmış milföy ise sadece bunu yemek için La Brise’e gelebilecek bir taraftar kitlesi oluÅŸturmaya aday. Sofrada İstanbul’un önde gelen ÅŸeflerinden biri vardı; listedeki ‘mousse au chocolat’yı tadarak “Mükemmel; bundan daha iyisi yapılamaz,” diye yorumladı; bizler de ona katıldık.
BİRA MÖNÜSÜ ÇOK ZENGİN
La Brise, bir brasserie’ye yakışır bira mönüsüne sahip. Dört çeÅŸit ale tipi, bir Kölsch tipi, 13 lager tipi, bir füme, ‘Rauchbier’ türü ve iki de beyaz bira tipi olmak üzere 21 çeÅŸit bira ÅŸimdiden mevcut. İki manastır birası ile 8.5 alkollü ünlü Belçika ale’i, ‘Duvel’ ise bu ay içinde listeye girecekmiÅŸ. Åžaraplar da ihmal edilmemiÅŸ. 46 YTL’den baÅŸlayan fiyatlarla Åžili’sinden Fransız’ına, İtalyan’ından Kaliforniya ya da Güney Afrika’sına kadar ithaller ile en pahalısı 79 YTL olan yerliler, ÅŸiÅŸe ile sunulurken, kadehle servis edilenlerin listesi de kabarık. Doluca DLC’ler ve iki çeÅŸit Åžili kırmızısı 10′ar YTL’den, iki beyaz, iki kırmızı Sarafinler ve bir çeÅŸit Doluca Karma 15′er YTL’den, bir Fransız ÅŸato ÅŸarabı da 25 YTL’den kadehle sunuluyor. Mönüde kadehi 20 ve 22 YTL’den servis edilen iki çeÅŸit de Porto ÅŸarabı var. Brasserie’nin barında ise tüm kaliteli dijestifler ve puro çeÅŸitleri mevcut. La Brise, İstanbul’un yemekleri en kaliteli ve lezzetli restoranlarından biri olmasına raÄŸmen, fiyatları gerçek bir Fransız brasserie’sine yakışır düzeyde makul tutulmuÅŸ. Burasının ve haftada iki akÅŸam ‘unplugged’ caz müziÄŸi yapılacak olan arkadaki barının kentin en gözde mekânları arasına gireceÄŸini ÅŸimdiden söyleyebilirim.
BeÄŸendiklerim:
Kapıdan girdiÄŸiniz anda, kendinizi gerçek bir Fransız brasseriesi’nde buluyorsunuz. Mekân yeni hizmete girdiÄŸi halde mönü oturmuÅŸ; yemekler son derece kaliteli ve lezzetli. En önemlisi, özgün bir mönüsü var, servis de baÅŸarılı.
BeÄŸenmediklerim:
Mekân küçük; en fazla 50-60 kişi alıyor. Dolayısıyla özellikle hafta sonları için önceden yer ayırtmak gerekiyor. Masalarla iskemlelerin arası da oldukça dar; şişmanlar zorlanıyor.
Mutfak * * * *
Servis * * * *
Ambians * * * *
Brasserie La Brise
Asmalımescit 28, Beyoğlu-İstanbul
Tel: (0212) 244 48 46
(Sabah).







