Dalyan’da üst tarafı parmaklıklı demirden alçak bir bahçe kapısı. Kapı açıldığında çeşitli cinslerde 7 köpek ve 18 kedi birden karşılıyor insanı.
Bahçede bir de yüksek bir palmiyenin tepesinde bir leylek yuvası var; yuvada da her yıl aynı yuvaya gelen bir leylek.
* * *
Hiç taranmamış saçlar gibi, kendi doğallığı içinde düzenlenmiş; ağaçlardan birinde asılı kıpkırmızı sardunyaların yangınlaştığı bahçenin bir köşesinde, yuvarlak bir masa; masada kadehler ve 87 yaşındaki dünyanın tek kadın kaptanı June’un, bizim Taner Aktop’a patlatması için uzattığı köpüklü şarap…
* * *
Kaptan June, 37 yıl önce kendi kullandığı yatıyla İztuzu plajlarına geldiğinde; Avrupa jet sosyetesinin pırlantalar içindeki bir güzellik yıldızıydı.
Birden o şaşaalı şatafattan sıyrılmak istemiş ve İztuzu’nda tahtadan bir kamping barakasına yerleşmişti.
Bahçenin arka tarafında o kamping barakası da duruyor.
* * *
Derken efendim Kaptan June, İztuzu plajlarına yumurtlamak için karetta karettaların geldiğini keşfetmiş; 7 km’lik plajlara yapılmak istenen otelleri engelleme seferberliği başlatmıştı.
Deniz kaplumbağaları üstüne yazdığı kitap da, tüm dünyanın ilgisini çekmiş, İngilizceden çeşitli dillere çevrilmişti.
* * *
Av. Taner Aktop’la eşi Mireille’i de; kaç yıllık dostumuz Kaptan June ile tanıştırmak için, kendileriyle Dalyan’da buluşmuş ve Kaptan June’un, özgün mü özgün evine gitmiştik.
Penceresinin altında “Dikkat kedi var” diye matrak bir uyarının yazılı olduğu evine…
* * *
Çok değişik tılsımlı bir hayatın, insana zamanı unutturan evrensel boyutlu dünyası; oligarşik ilkel bir şovenizmden de uzaktı, TCK’nın 301’inci maddesinden de…
* * *
Köyceğiz Gölü’nün, sazlık doğal kanallarla Akdeniz’e bağlanmaya yöneldiği Dalyan kıyılarındaki “Denizatı”nda, 2300 yıl önceki Kaunos uygarlığının ihtişamını gösteren “Kral Mezarları”na karşı bir masada; Taner, eşi Mireille, Solmaz ve Kaptan June nasıl da kaynaşmışlardı.
* * *
Lokantada Kaptan June’un; güftesini de, bestesini de kendi yapıp kendi söylediği “Dalyan” şarkısının CD’si çalıyordu.
* * *
Aktop’lar, cumartesi günü -yani bugün- Floransa’ya gidiyorlardı.
Kaptan June, İtalya’nın Milano’da “Scala operası”ndaki primadonnalardan söz açıyor, coşkuyla Carmen’den bir arya söylemeye başlıyordu.
* * *
Tüm Dalyan, çarşısındaki satıcıları, lokantalarındaki garsonlarıyla; İztuzu plajlarının kurtulmasına da neden olmuş 87 yaşındaki Kaptan June’u, gerçekten seviyorlardı.
* * *
Mireille de, Solmaz da, Taner de -politik kutuplaşmaların ilkelliğini çok aşan- “burjuva enternasyonalizmi”nin, küreselleşmeye yönelmiş mutluluğunu paylaşıyorlardı ve bendeniz de, tüm Türkiye’nin 50 yıl sonrasını şimdiden yaşıyordum.
* * *
Taner’in fıkraları ise, bir türlü “gelişmiş” olamamanın hırgürlerle geçen günlerinde; hiç değilse cumartesilerle pazarlara gülücükler rüzgarlandıran bir yelpaze gibiydi.
* * *
İşte o anlardan bir tanesi:
- Başarılı erkek kimdir?
- Karısının harcadığından daha çoğunu kazanan.
- Başarılı kadın kimdir?
- Öyle bir kocayı bulabilen…
* * *
Geçinemeyen bir ailede; kadının, yahut kocanın eşine serzenişi:
- Kaç zaman var ki bana sıcak bir şey söylemedin…
- Ya öyle mi; bak şimdi söylüyorum, cehennemlerde yanasın.
* * *
June, son yazdığı “Sabah Kahvaltıları” adlı kitabının bitimindeki, kendinden genç bir delikanlıyla yaşanmış bir aşkı anlatıyor.
Ve yazarı bir kediymiş gibi olan, bir kitap daha yazmakta.
* * *
Ne kadar isterdim Dalyan’daki masamızın, hümanist bir Türkiye haritası olmasını.
Bedelini 2 kuşağın ödeyeceğe benzediği çalkantılı bir dönemden sonra, yeni bir yüzyılın markası olan “Uzay çağı” onu da gerçekleştirecektir Küçük Asya’da.
* * *
Rıza Tevfik’in kızı için yazdığı bir şiiri, bütün genç kızlarla kadınlar da benimsemeli:
Neşeli ol neşeli.
Varsın desinler deli.
Eğlenmeli gülmeli,
Her gün her zaman kızım.
* * *
Dostlarla aynı frekans paylaşıldığında, mümkün mü mutlu olmamak?
Çetin Altan Şeytanın gör dediği


